DİKKAT VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNUN OKUL ÖNCESİ DÖNEMDEKİ BELİRTİLERİ

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) genellikle okul çağı çocuklarında göze çarpan ve tanılanan bir bozukluk olsa da okulöncesi dönemde, hatta bebeklikte de bazı belirtiler görülebilmektedir. Bu belirtilerin fark edilerek erken müdahale ile bu çocuklar için doğru davranış şekillendirme yöntemleri kullanılarak ve çevre düzenlemesi yapılarak ile hem okul öncesi dönemde yaşanan hem de okul çağında yaşanabilecek birtakım problemlerin azaltılma şansı olabilir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun belirtileri yaş ve gelişimle beraber değişmektedir.

Bebeklikten okul başlayana kadar geçen sürede ilk fark edilen özellik çocuğun aşırı hareketli olmasıdır. DEHB olan bebekler sıcaklık, ses ve ışık gibi çevresel uyarıcılara karşı duyarlıdırlar. Hareketlidirler, çok ağlarlar, az ve düzensiz uyurlar, yeme problemleri yaşarlar, anneye aşırı bağımlı olabilirler. Anne babalar bu çocukları huzursuz, devamlı atlayan, zıplayan, tırmanan, motorla sürülüyormuşçasına hareketli biçiminde tanımlarlar. Emekleme döneminde bile bu çocukların bir taraftan diğerine, bir oyuncaktan diğerine atıldıkları ve kucağa alınmaktan, kucağa alınsa bile kucağında olduğu kişinin durmasından hoşlanmadıkları gözlenmektedir.

Erken çocukluk döneminde aşırı hareketlidirler. Olaylara ve durumlara düşünmeden dalarlar ve korku hissetmezler. Bir obje dışında farklı bir objeye dikkat edemezler.

Söz dinlememe, akranları ile iletişim ve oyun kurmada güçlük çekme, oyun oynarken başına buyruk davranma, amaca yönelik davranış azlığı, dikkatini toplama güçlüğü, disipline yönelik olumsuz tavırlar sergileme okul öncesi dönemde görülen özelliklerdir.

Çocuk okula başlayana kadar dikkat eksikliği belirtileri neredeyse hiç fark edilmezken, dürtüsel davranışlar yani isteklerini erteleyememe, anında yapılmasını isteme, devamlı anne babanın ilgisinin üzerinde olmasını bekleme ve tutturma okul öncesi dönemlerde göze çarpmaya başlar. Başka çocukları itip kakma, oyuncaklarını ellerinden çekme, sırasını bekleyememe, vurma, ısırma, bağırıp çağırma gibi saldırgan ve sorunlu davranışlar da oldukça sık görülür. Bazı DEHB çocuklarda ise çevreden devamlı eleştirilme, ceza alma sonucu içe dönme veya çekingenlik baş gösterir. Bu çocuklarda uyku ve yeme bozuklukları, kolay kızma, mutsuzluk, mızıldanma ve anne babaya aşırı bağlılık gibi belirtiler gözlenir.

ÇOCUĞUM ÇOK ZEKİ

– Yeğenim çok zeki. Daha 2 yaşında, telefonda oyunları bulup açıyor ve oynuyor.
– Benim kızım da öyle. 1,5 yaşında tablette benim yapamadığım şeyleri yapıyor. Yeni nesil çok zeki!

Hepimiz çevremizde bu ve buna benzer konuşmaları çokça duyar olduk. Bebekliklerinde, çocukların telefon, tablet, televizyon ile yapabildikleri yakınlarını gururlandırıyor. Sonra çocuk büyüyor ve bu aletlerle ilişkisi bağımlılık boyutuna ulaşıyor. İletişime kapalı, oyun oynamayı bilmeyen, sohbet etmeyen, sürekli elinde tabletle gezen çocuklar ortaya çıkıyor. Anne babalar da panikle bir uzmandan yardım almaya çalışıyor.
Çocukların 3 yaşına kadar tablet, telefon vb. ile etkileşimde olmaları gelişimlerini olumsuz etkiliyor. Önceleri bizi ‘gururlandıran’ davranışları sonra destek almamızı gerektirecek problemlere dönüşüyor. Çocuklarımızla daha çok oyun oynayalım. Oyun oynarken televizyonu kapatalım. Gözümüzün bir ucuyla telefonumuzdaki oyunu ya da videoyu takip etmeyelim. Çocuğumuz bizim aynamızdır. Anne babalarını sürekli elinde telefonla meşgulken gören çocuk böyle davranmayı öğrenecektir. Biz bağımlılıklarımızdan kurtulursak çocuğumuz için de endişelenmemize gerek kalmayacaktır.

DİL GELİŞİMİ BASAMAKLARI

0-3 AY:

  • Seslere başını çevirir.
  • Mırıldanma ve gülümsemeyle karşılık verir.
  • Ünlü-ünsüz birleşimi heceler çıkarır (ah-ah, oh-oh).
3-6 AY:

  • Anlaşılmaz sesler çıkarır (bababa, gagaga).
  • Gıgıldama ve gülümseme vardır.
  • Kendi çıkardığı sesleri taklit etmekten hoşlanır.
6-12 AY:

  • Ses oyunlarında ritm kullanır.
  • “Anne” , “baba” gibi sözcükleri söyleyebilir.
  • Kolay heceleri söyleyebilir (da, go, ga).
12-18 AY:

  • Sözcük dağarcığı 5-20 arasındadır.
  • İki basit sözcükle basit cümle kurar. Örneğin;”Baba gitti”.
  • Her ay 3-4 yeni kelime öğrenir.
  • İletişimde jestler yerine sözcükleri kullanmaya başlar.
18-24 AY:

  • İki ya da dört sözcükle cümle kurar.
  • Oyun sırasında çevresel sesleri kullanmaya başlar.
  • Bazı zamirleri kullanmaya başler.
24-36 AY:

  • İki aşamalı direktifleri takip eder örneğin; “oyuncağını getir” ve “koltuğa koy”.
  • Dört-beş sözcüklük cümleler kullanır.
  • “Neden” soru tipini kullanır.
  • 2-3 gün önceki olayları hatırlayıp anlatır.
  • İsmin ne diye sorulunca söyler.
  • Anlamadığı bir kelime duyarsa “ne demek”diye sorar.
3-4 YAŞ:

  • Telaffuz oldukça düzelmiştir.
  • Çok sayıda sorular yöneltir.
  • Yaklaşık beş- altı sözcüklü cümleler kurar.
  • Zamanı algılar (yarın, daha sonra, gelecek hafta gibi.
  • Çoğul, tekil, soru, ünlem cümleleri kurar.
5-6 YAŞ:

  • Daha uzun öyküler anlatır ve içinde ailesinin de olduğu öyküler yaratabilir.
  • Beş sözcükten daha fazla sözcük içeren cümleler kurar.
  • Gelecek zamanı kullanır (Örneğin; “Yarın anaokuluna gideceğim.”gibi).
  • Cümleyi değişik biçimlerde kurabilir.

ÇOCUĞUNUZ;

  • Üç aylıkken seslere ve size tepki vermiyorsa
  • 3-6 ayda hiç ses çıkarmıyorsa, değişken sesler çıkarmıyorsa
  • 12 aylıkken isteklerini elde etmek için ses çıkarmıyorsa, basit emirlere uymuyorsa
  • 18 aylıkken birkaç sözcükten fazlasını kullanmayıp sadece işaret kullanıyorsa, sözcükleri kullanmaya başlayıp, daha sonra kullanmamaya başladıysa.
  • 18-24 ayda basit direktifleri takip edemiyorsa, taklit oyunlarına katılmıyorsa, çocuğunuzun konuşmasını anlamıyorsanız
  • 2 yaşında olmasına rağmen iki sözcüğü birlikte kullanamıyorsa
  • 24-36 ayda basit sorulara “evet” ya da “hayır” olarak yanıt vermiyorsa, sizi dinlemede zorlanıyorsa
  • 3-4 yaşta İfade etmek istediklerini anlaşılır bir şekilde söyleyemiyorsa, konuşması sırasında iletişimini aksatacak ölçüde takılma, duraksama ve ses, hece ya da sözcük tekrarları varsa.

  • 4-5 yaşta, hala sözcükleri bir araya getirip cümle kurmakta güçlük çekiyorsa, konuşmasına ilişkin kullandığı sesleri doğru olarak üretemiyorsa ya da artikülasyon hataları yapıyorsa
  • İsteklerini vurma, ağlama, bağırma gibi uygun olmayan biçimlerde belirtiyorsa
  • Düşünce ve isteklerini anlatmakta güçlük çekiyorsa
  • İletişimi jest, mimik ve işaretle gerçekleştiriyorsa
  • Yalnız kalmayı tercih ediyorsa
  • Çevredeki olaylara karşı isteksiz ve ilgisizse
  • Çevredeki seslere, konuşmalara tepkisizse
ZAMAN KAYBETMEDEN BIR UZMANA BAŞVURMANIZ YARARLI OLACAKTIR.

KONUŞMA BOZUKLUKLARI

  • Gecikmiş Konuşma
  • Artikülasyon/Fonolojik Problem
  • Akıcılık Bozuklukları (Kekemelik/ Takifemi)
  • Afazi
  • Ses Bozuklukları
  • Gelişim Geriliğine Bağlı Ses Konuşma Bozuklukları
  • Yayın Gelişimsel Geriliğe Bağlı Dil Konuşma Bozuklukları
  • Motor Konuşma Bozuklukları
Kaynaklar:

  • 0-6 Yaş Döneminde Dil Gelişimi, Doç Dr. Figen Güleryüz Turan
  • Bebek Ve Çocuklarda Dil Gelişimi, Uz.Dr. Elvan Karacan
  • Okulöncesi Dönemde Dil Gelişimi Etkinlikleri, Doç.Dr. Necate Baykoç Dönmez ve Ark.
  • Dil ve Konuşma Bozuklukları, Esmira Kazımova

DOKTOR KORKUSU

Korku bizim tehlikeli durumlar karşısında verdiğimiz, hayatta kalmamızı sağlayan bir duygudur. Çocuklar için yaşantıda yeni gördükleri, anlamlandıramadıkları durumlar korkuya neden olabilir. Doktor da bunlardan biridir aslında. Çocuk ‘doktor’ denilen birine ya da bir yere gidecek, ona neden olduğunu bilmediği bir şeyler yapılacak, belki canı da yanacak. Bir de komşu teyze yaramazlık yaptığında ‘Doktor iğne yapar bak.’ demiş. O zaman doktor korkulacak biridir. Gitmemek için direnir. Bu durumda anne babanın yapması gereken doktora gitmeden önce çocuğa neden doktora gideceğini, doktor teyze ya da doktor amcanın neler yapacağını, sonrasında ne olacağını anlayabileceği bir dille anlatmaktır. Aynı durum diş hekimi için de geçerli. Çocuk olacaklara kendini hazırladığında artık zorluklarla ’savaşacak’ gücü bulacaktır.

Bunları anlatırken dikkat edilmesi gereken nokta çocuğa yalan söylememek. İğne vurulacaksa ya da aşı olacaksa ‘hiç acımayacak.’ demek yerine ‘Canın biraz acıyabilir. Ama sonra geçecek. Bu iğne/aşı sağlıklı olman için gerekli.’ şeklinde bir açıklama çocuğun kendisini acıya hazırlamasını sağlayacağı gibi size olan güvenini de güçlendirecektir.

Sevgili ailelere çocuklarını doktora götürmeden önce okuyabilecekleri birkaç kitap önermek isterim. Sevgili meslektaşım, dostum Ezgi Perktaş’ın çevirisi ile Tübitak tarafından yayınlanan;

Sevgili ailelere çocuklarını doktora götürmeden önce okuyabilecekleri birkaç kitap önermek isterim. Sevgili meslektaşım, dostum Ezgi Perktaş’ın çevirisi ile Tübitak tarafından yayınlanan;

  • Doktorda
  • Diş Hekiminde
  • Yavru Köpek

Hastaneye yatarak tedavi olması gereken, ameliyat olacak çocuklar içinse; “Hastanede” Keyifli okumalar…

DUDAK DAMAK YARIKLIĞI VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI

Yarık dudak ve damak; hamileliğin ilk üç aylık döneminde meydana gelen, konjenital (doğuştan) bir ağız ve yüz şekil bozukluğudur. Dudak damak yarıklığı 1/750 oranında konjenital olarak görülen ve en sık rastlanan yüz anomalisidir. ‘Yarık’, normal bir kapanışının olması beklenen anatomik bir yapıda meydana gelen anormal bir açılma ya da fissürdür. ‘Dudak yarıklığı’ embriyolojik gelişim sırasında dudakların kapanışında meydana gelen bir yetmezlik sonucunda görülmektedir. ‘Damak yarıklığı’ ise ağız tavanının yani damağın birleşememesi sonucunda oral kavite (ağız boşluğu) ile nazal kavite (burun boşluğu) arasında geniş bir açıklığın kalması ve bu boşlukların kapanamamasıdır. Dudak ve damak gelişimleri birbirinden ayrı süreçler olduğu için doğan bir çocukta sadece ‘dudak yarığı’, sadece ‘damak yarığı’ ya da ‘dudak ve damak yarığı’ birlikte gözlenebilir.

Aşağıda yer alan resimlerde olduğu gibi dudak yarıklığı tek taraflı ya da çift taraflı olabilmektedir.

YARIK DUDAK

YARIK DUDAK ve DAMAK

Dudak ve damak yarıklığının birlikte görüldüğü durumlarda da tek taraflı ya da çift taraflı yarıklar görülebilmektedir.

Dudak Damak Yarıklığına Neden Olan Faktörler Nelerdir? 
Embriyolojik gelişim sırasındaki hücre transferinde meydana gelen gecikmeler, anatomik yapılarda yarıklara neden olmaktadır.

Yapılan araştırmalara bağlı olarak,

  • Kromozomal bozuklukların,
  • Geç ebeveyn yaşının (riski önemli ölçüde arttırmaktadır.)
  • Fetal büyümeyi bozan ve malformasyonlara neden olan çevresel ve kimyasal faktörlerin (sigara kullanımı, kurşun kirliliği, influenza (grip) ve rubella (kızamıkçık) virüsleri)
  • B6 vitamin eksikliğinin,
  • Folikasid eksikliğinin,
  • Obezitenin

Dudak- damak yarıklığını ortaya çıkaran risk faktörleri arasında olduğu belirlenmiştir.

Dudak- Damak Yarıklığı Olan Çocuklarda Önem Verilmesi Gereken Konular

Yarık Dudak/ Damak Cerrahisi 
Dudak ameliyatları 2,5-3 ay civarında yapılsa da, damak ameliyatları genelde 12 aydan önce yapılmamaktadır.

İşitme Testleri
Otitismedia (orta kulak iltihabı) ve iletim tipi işitme kayıpları, dudak ve damak yarıklı çocuklarda sıklıkla gözlenmektedir. Çocuğun işitmesinin sürekli olarak KBB doktoru ve odyolog tarafından kontrol edildiğinden emin olunmalıdır. Aile sürekli tekrarlayan orta kulak iltihaplarının kalıcı işitme problemlerine yol açabileceği ve dil ve konuşma gelişimini etkileyeceği hakkında bilgilendirilmelidir.

Beslenme 
Damak yarığı olan yenidoğanda karşılaşılan en ciddi sorun “beslenme”dir. Dudak ameliyatları 2,5-3 ay civarında yapılsa da, damak ameliyatları genelde 12 aydan önce yapılmamaktadır. Bu dönem süresince bebeğin normal gelişimine devam etmesi için beslenme ihtiyacının karşılanması önemlidir. Bebekler ağız içinde negatif basınç oluşturamadıklarından dolayı ebeveynler, bebeklerini beslemekte zorluk yaşarlar. Bu bebekler için özel biberonlar bulunmaktadır ve bebeklerin bu biberonlarla yatay pozisyonda olmadan 45-60 derecelik bir açıyla dikey olarak beslenmesi gerekmektedir. Bu şekilde besinin buruna kaçmasına engel olunacaktır.

Dil ve Konuşma Bozuklukları
Dudak damak yarıklı çocuklar, dil ve konuşma gelişimi açısından risk altındadırlar çünkü damak yarıklığı; dudak, sert damak, yumuşak damak, diş, burun gibi yapıların birinin ya da birden fazlasının yapısal olarak bozuk olmasına ve bu organların artikülasyon için gerekli olan hareketleri uygun bir biçimde yapamamasına neden olmaktadır. Bu yüzden çocukların erken dönemden itibaren bir ‘dil ve konuşma terapisti’ tarafından değerlendirilmeye alınmaları gerekmektedir.

Yarık damaklı bebeklerde de normal gelişimli bebekler gibi ağlama ve gığıldama sesleri çıkarırlar fakat ilk 4-6 ay içinde yarık damaklı olmayan bebekler [ba], [da] gibi ünsüz-ünlü sıralı mırıldanmalara başlarlar.

Damak yarıklığına sahip olan bebekler ise gerekli ağız içi basıncı oluşturamadıklarından dolayı bu sesleri üretemezler. Ameliyat sonrası dönemde mekanizmanın düzelmesi normal konuşmayı kolaylaştırır.Ancak yine de normal gelişimle kıyaslandığında bir gecikme söz konusudur. Yarık damaklı çocuklarda görülen en yaygın konuşma sorunları; konuşma sesi bozuklukları ve rezonans bozukluklarıdır. Konuşma sesi bozukluklarında genellikle konuşma sırasında ses atma işlemleri, var olan sesi başka bir sese dönüştürme işlemleri ve normal olmayan konuşma sesi üretimleridir. Hipernazalite ise; bireyin velofarengeal kapanma sorunundan kaynaklı olarak konuşması için gerekli olan akustik enerjiyi ağız boşluğuna iletememesinden dolayı ortaya çıkan bir rezonans bozukluğudur. Konuşmanın genelinde genizsi ses hakimdir. Hipernazalite, damak yarığına sıklıkla eşlik ettiği için bir takım artikülasyon problemlerine neden olabilmektedir. Bu problemlerin bazıları konuşma terapisi ile düzelebilecek çocuğun damak deformitesini telafi etmek üzere geliştirdiği süreçlerken, bazıları yapısal sorunlara dayalı zorunlu olarak ortaya çıkan bozukluklardır. Damak yarığına özgü telafi edici konuşma süreçleri, genelde ağzın ön tarafından çıkması beklenen, örneğin /t/, /d/ gibi seslerin, /k/, /g/ gibi art ünsüzlere dönüştüğü artlaştırma sürecidir. Dil ve Konuşma terapisti değerlendirmesi sırasında bu bozuklukların hangilerinin zorunlu, hangilerinin telafi edici süreçler olduğunu belirleyip, yapısal bozukluklar için doktorlara ya da ortodontiste yönlendirirken, telafi edici süreçler için konuşma terapisine başlatmalıdır.

Damak yarıklı çocuklarla dil ve konuşma terapisi aktif olarak üç yaşından sonra başlamaktadır ve bu sürecin ‘Uzman Dil ve Konuşma Terapisti’ tarafından yürütülmesi gerekmektedir.3 yaş öncesinde dil ve konuşma terapisti doğumdan itibaren aile ile birlikte işbirliği kurmakta ve çocuğun dil ve konuşma gelişimini takip etmekte ve aileye önerilerde bulunmaktadır. Ailelere konuşma üretimi için gerekli olan anatomik ve fizyolojik bilgiyi vermekte de yine görevleri arasında bulunmaktadır.

Dudak damak yarığında konuşma terapisinin başarısı, ekip çalışmasının varlığına bağlıdır. Plastik cerrah, kulak burun boğaz uzmanı, genetik, çocuk nörolojisi, konuşma terapisti, ortodontist, odyolog, psikolog, çocuk gelişim uzmanı bu ekibin parçalarındandır.

GECİKMİŞ DİL VE KONUŞMA

Bir çocuk eğer başkalarının söylediklerini anlamakta (alıcı dil) veya duygularını, düşüncelerini yeterli düzeyde sözel olarak aktarmakta (ifade edici dil) güçlük yaşıyorsa o zaman bu bir dil bozukluğudur. Diğer yandan eğer bir çocuk konuşma seslerini doğru veya akıcı bir şekilde üretmekte zorluk yaşıyorsa o zaman bu bir konuşma bozukluğudur.

Dil ve konuşma sorunları çocuklarda birbirinden ayrı olarak veya birlikte de görülebilmektedir. Çocuğunuzun alıcı ve ifade edici dil becerileri normal dil gelişim basamaklarına göre geri ise bu durum gecikmiş dil ve konuşma olarak adlandırılır.

Gecikmiş Dil ve Konuşma Tedavisi için kimden yardım alınmalıdır?

Dil ve konuşma bozuklukları çocuk doktorlarının, psikologların ve çocuk gelişimcilerinin uzman oldukları ve uzman olmaları gereken bir konu değildir. Doktorunuz, çocuk psikoloğu veya okul öncesi öğretmeniniz çocuğunuzun fiziksel gelişiminin normal olduğunu, işittiğini ve “baba, anne” gibi kelimeleri çıkartabildiğini, dolayısıyla, bir uzmana görünmeden 3 hatta 4 yaşına kadar beklemenizi tavsiye edebilir. Bu gibi “ bekleyelim görelim” tarzı bir yaklaşım dil ve konuşma bozukluğunun okul dönemine kadar devam etmesine neden olabilmektedir.

Olası bir şüphe durumunda uzman dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır.

KEKEMELİK NEDİR ?

Akıcılık bozukluğudur. Diğer bir deyişle konuşmanın doğal akışının çeşitli biçimlerle kesintiye uğramasıdır.

Kekemeliğin Belirtileri Nelerdir?

Tekrarlar: Sözcük içindeki hecenin veya seslerin bir ya da birden fazla defa tekrar edilmesidir(Ör: p-p-para, pa-pa-para).
Uzatmalar: Sözcük içindeki seslerin uzatılmasıdır (Ör: şşşarkı, şaaarkı).
Bloklar: Fonasyon sırasında havanın çıkışının gırtlakta ses telleri seviyesinde veya ağızda engellenmesidir (Ör:kkk-….itap)
İkincil davranışlar: Konuşmanın akıcılığının bozulduğu anlarda iletişim amacı içermeyen jest mimik kullanımıdır (Ör: Baş, vücut veya bacak sallama, ayak vurma, göz kırpma). İkincil davranışlar kekemeliğin ilerleyen dönemlerinde görülebilir.

Kekemeliğin Nedenleri Nelerdir?

Kekemeliğin nedenlerine dair pek çok kuram ileri sürülmüş olmasına rağmen bu kuramların hiçbiri kekemeliği tam olarak açıklayamamakta, nedenini net bir şekilde ortaya koyamamaktadır. Psikolojik faktörler (kaza, korku vs), genetik faktörler (ailede kekemelik öyküsü olması), çevresel faktörler (müdahaleci, mükemmeliyetçi ebeveyn tutumu) tek başlarına bir kişinin kekeme olmasına neden olmaz. Ancak genetik yatkınlık varsa psikolojik ve çevresel faktörler kişinin kekeme olmasında tetikleyici bir rol oynayabilir. Kekemeliğin oluşmasının, devam etmesinin, şiddetinin artmasının azalmasının birden fazla nedeni olabilir.

Kekemeliğin Genel Özellikleri
  • Genellikle 2-6 yaşlar arasında ortaya çıkar. Dil ve konuşma gelişimi esnasında her 100 çocuktan 5’inde kekemelik belirtileri görülür. Bu 5 çocuktan 4’ü sorunu kendisi aşar. Ancak bir çocukta ise sorun kalıcı olmaktadır.
  • Erkeklerde kızlara göre 3-4 kat daha fazla görülmektedir.
  • Yetişkinlikte başlayan kekemelik gelişimsel değil nörolojiktir.
  • İçinde bulunulan toplum özellikleri ve yetiştirilen aile özellikleri kekemeliğin oluşmasında ve seyrinde önemli rol oynamaktadır. Toleransın düşük, rekabet ve cezanın fazla olması, sabırsızlık ve mükemmeliyetçilik kekemeliğin oluşmasında ve seyrinin kötüleşmesinde risk faktörü taşımaktadır.
  • Kekemelik şiddetinin artmasında azalmasında içinde bulunulan durum, çevre ve kişiler etkilidir.
Kekemeliğin Terapisi

Dil veya konuşma bozukluğu olan her yaştaki insan bu konuda uzman eğitimini almış bir dil ve konuşma terapistinden “konuşma terapisi” alabilir. Konuşma terapisi, genelde terapistin kekemeliği olan birey ile yürüttüğü bireysel terapilerdir. Kekemeliği olan birey çocuk ise aile üyeleri de terapi seanslarına katılabilir. Konuşma terapisinin amaçları ve teknikleri oldukça çeşitlidir. Müdahale sürecinde hangi tekniğin kullanılacağı kekemeliği olan bireye, ortama, aileden gelecek desteğe vb değişkenlere göre belirlenmektedir.

Türkiye ‘de bir çok merkez kısa sürede “iyileşme” garanti etmektedir. Kekemelik müdahalesinde “iyileşme” kelimesini kullanmak doğru bir ifade değildir. Bu merkezlerin ve alanda resmi unvan sahibi olmayan kişilerin uyguladığı teknikler sonucu kekemelik azaltılabilir ancak bu “iyileştirme” sonucu elde edilen konuşma aile, arkadaş ve sosyal yaşam içinde normal sohbetler etmeyi sağlayacak doğal bir konuşma olmaktan uzaktır. Dil ve konuşma bozuklukları eğitimi almış uzmanlar tarafından yapılan konuşma terapileri tercih edilmelidir.

KONUŞMA SESİ BOZUKLUĞU (ARTİKÜLASYON VE FONOLOJİK BOZUKLUK)

Artikülasyon bozukluğu, konuşma seslerinin ayırıcı özelliklerini belirleyen yer, biçim, zamanlama, hız, basınç değişkenlerinin hatalı bir şekilde üretilmesidir

Fonolojik bozukluklar, kişinin hedef dil dizgesine özgü dilbilgisi kurallarının temelini oluşturan dilin fonolojisini edinme güçlüğü olarak tanımlanmaktadır

Günümüzde alan yazın bu iki bozukluğu Konuşma Sesi Bozukluğu şeklinde ortak bir terimle ele almaktadır.
Konuşma Sesi Bozukluğu, konuşma seslerinin üretiminde anlamlı bir gecikme olmasıdır.
Konuşma sesi bozukluğu olan çocuk kolay anlaşılır konuşma örüntüleri gerçekleştiremez.

Tüm Konuşma Sesleri Aynı Anda Mı Üretilir?

Hayır. Sesler belirli bir sıra çerçevesinde edinilirler. Bazı sesler 3 yaş civarında edinilirken (/p/, /b/, /m/), bazılarının edinimleri okul çağına kadar (/r/, /l/) tam anlamıyla tamamlanmayabilir.

Konuşma Sesi Bozukluklarına Erken Müdahale Önemli Midir?

Konuşma sesi bozukluğuna bağlı olarak çocuğun anlaşılırlığı azalmakta bu da sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilmektedir. Okul çağına kadar müdahalede bulunulmamış konuşma sesi bozukluğu ileriki yıllardaki akademik başarısızlığın habercisi olabilmektedir. Oluşabilecek akademik ve psikolojik sorunlar göz önüne alındığında Konuşma Sesi Bozukluğu olan çocuklarda erken müdahale daha fazla önem kazanmaktadır.

Çocuğuma sesleri doğru üretmesi konusunda nasıl yardımcı olabilirim?

Çocuğa doğru model olmanız gerekmektedir. Çocuğunuzun konuşmasını bölmeyin ya da sürekli olarak düzeltmeyin. Çocuğunuzun yaptığı ses hataları hem siz hem de yakın çevreniz tarafından alay konusu olmamalı ya da bu hatalar sevimli bulunarak pekiştirici şekilde davranılmamalıdır. Yapabileceğiniz en doğru davranış doğru model olmaktır. Yanlış sesletilen sözcük doğru şekilde ifade edilmelidir. Çocuğunuz “moybayon” dediğinde siz “evet, mor balon, büyük mor balon uçuyor” şeklinde tekrarlayarak doğru geri dönüt verin.

Konuşma Sesi Bozukluğunun Terapisi Nedir?

Konuşma Sesi Bozukluğunun tedavisinde öncelikle aileden çocuğun dil ve konuşma gelişimine dair detaylı bilgi alınır. Ön değerlendirme, uygun görülen durumlarda ayrıntılı tanı konulabilmesi için aile görüşmesini, gözleme dayalı veri toplanmasını ve ek testler uygulanmasını da içermektedir. Değerlendirmeler bir ya da iki saat sürmektedir.

Dil ve Konuşma Terapistinin yapacağı test ve değerlendirmeler ile çocuğun üretemediği sesler belirlenir ve probleme uygun terapi programı geliştirilir.

PSİKOTERAPİ NEDİR ?

Psikoterapi süreci aslında bir beyin değişimi sürecidir diyebiliriz. Beyinde her yeni öğrenme ile yeni bir bağlantı kurulur. Kurulan bu yeni bağlantılar güçlendikçe yeni alışkanlıklar edinilebilir ve değişim başlar. İnsan beyni yaşam boyu değişebilen plastik bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla değişim sağlıklı bir psikoterapi süreci ile mümkündür…

Deneyimsel Oyun Terapisi

Deneyimsel oyun terapisi, Byron Norton tarafından geliştirilmiş bir oyun terapisi tekniğidir. Yetişkinler danışmanlık alırken konuşur, çocuklar ise oyun oynar.  Yetişkinler konuşurken kelimeleri kullanırken, çocuklar oyuncakları kullanır. Çocuklar duygularını yetişkinler gibi anlamlandıramadıkları gibi, duyguları hakkında yetişkinler gibi de konuşamazlar. Oyun terapisi sürecinde oyun ve oyuncaklar aracılığıyla çocukla iletişim kurulur, sorunlarını fark etmeleri ve çözmeleri için zemin hazırlanır. Çocuk çözemediği problemlerini, yaşadığı duygusal zorlukları, çözemediği içsel çatışmalarını ve travmalarını güvenli bir ortamda, eğitimli bir terapist eşliğinde, oyun aracılığı ile çözüme kavuşturur. Oyun terapisi aracılığıyla çocuğa ben senin için buradayım, seni duyuyorum, seni anlıyorum, seni önemsiyorum, seni dinliyorum mesajları verilir. Oyun terapisi sürecinde çocuk duygularını, benliğini keşfeder. Terapist oyun ile çocuğun dünyayı nasıl algılandığını fark eder ve çocuğa kendi problemlerini çözme yetisi kazandırır.

Oyun terapisi kaç seans uygulanmalı?

Her çocuğun problemi, geçmiş yaşam deneyimleri, travmaları, ailesi ve diğer çevresel faktörleri farklılık gösterir. Uygun koşullar oluşturulduğunda insan beyni kendi kendini iyileşme kapasitesine sahiptir. Dolayısıyla çocuğa hem terapi ile destek verilir hem aile ile görüşmeler yapılarak yaşam koşulları düzenlenir. Çocuk kendi süreci içinde iyileşene kadar oyun terapisi devam eder.

Oyun terapisi hangi problemlerde etkilidir?

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Anksiyete (Endişe-Kaygı ) Bozukluları

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite (aşırı hareketlilik) bozukluğu

Dürtüsellik – dürtü kontrol bozuklukları

Okuma bozuklukları

Sosyal içe kapanıklılık

Depresyon

Sebebi anlaşılamayan baş ve karın ağrıları

Boşanma sonrası adaptasyon sorunları

Medikal travmalar

Fobiler

Akran zorbalığı

Davranış problemleri

Alt ıslatma (enüresiz), Kaka kaçırma (enkoprasis)

Tırnak yeme

Parmak emme

Uyku problemleri, gece terörü vb.

Özgüven eksikliği

Ebeveyn kaybı veya yakın birinin ölümü

Kardeş kıskançlığı

Ayrılma kaygısı – ayrılma anksiyetesi

STRES

“Stres”, zihnimizi, bedenimizi harekete geçiren bir enerjidir. Bu enerji tehlike algıladığımız durumlarda ortaya çıkar. Gerçek tehlike durumlarında anlık stres enerjisini amacımıza uygun olarak harcarız. Ancak tehdit içermeyen durumlarda, olaylara hayati anlamlar yüklemek bu enerjinin amaca uygun olarak kullanılamayıp, birikmesine yol açar. Birikmiş stres, çeşitli fiziksel ve ruhsal hastalıklara, patolojik durumlara zemin hazırlamaktadır. Ancak stresimizi iyi yönetebilirsek ruh ve beden sağlığımızı da koruyabiliriz. İyi bir stres yönetimi için hem bedensel çalışmalar yapılmalı hem bilişsel çalışmalar yapılmalıdır. Böylece olaylar karşısında daha sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirebilir ve daha sağlıklı kararlar alabiliriz.

ÖZGÜVEN SORUNU

Yaşamımızın ilk yılları, zihnimizde kurduğumuz ilk bağlantılar için oldukça önemlidir. Dünyaya ilk geldiğimizde ebeveynlerimizin ve içinde bulunduğumuz çevrenin etkisiyle zihnimiz şekillenmeye başlar. Erken dönemde kurulan bu ilk bağlantılar bize ilerleyen yıllarda da yol haritası görevi görür. Bir olay olduğu zaman ilk kurduğumuz bağlantılar devreye girer ve olayları genellikle o bağlantılara göre yorumlarız. Bu noktada kurulan ilk bağlantıların nasıl birer bağlantı olduğu çok önemlidir. Her bireyin yaşam deneyimleri dolayısıyla beyinleri farklıdır. Böylece herkesin olaylar karşısında verdiği tepkiler farklılaşır. Kimi bireyler daha özgüvenli tutumlar sergilerken kimi bireyler daha özgüvensiz tutumlar sergileyebilir. Özetle, erken yaşam deneyimlerimiz bizim kişilik özelliklerimizin kaynağıdır ve beynimizi değiştirerek, geliştirerek değişimi sağlayabiliriz.

DEPRESYON

Depresyon, günümüzde çok yaygın bir şekilde dünya üzerindeki pek çok insanı etkisi altına almaktadır. Bireyin kendisini mutsuz, umutsuz, yorgun, çaresiz hissetmesi; uyku, iştah ve dikkat problemleri; yaşamdan zevk alamama depresyon belirtileri arasındadır. Yaşamın zaman zaman mutsuz, umutsuz yanları olabilir ancak yukarıda saydığımız semptomların sıklığı ve süresi arttıkça günlük yaşam işlevlerini yerine getirmek güçleşebilir. Depresyonun sebeplerini belirlemek ve yaşam tarzında bazı değişiklikler yapmak bu problemi aşmak için oldukça önemlidir. Uzman psikolog veya psikiyatrislerle sürdürülecek olan terapi süreci depresyonun kaynağını bulma ve baş etme becerilerini geliştirmek için etkili bir süreçtir.

KAYGI BOZUKLUKLARI

Kaygı, bizi tehlikeli durumlara karşı korur, harekete geçirir ve dikkatimizi toplamamıza yardımcı olur. İyi bir performans için orta düzeyde kaygı deneyimlemek uygundur. Ancak kaygı günlük yaşamımızın her alanına yayılmışsa, sürekli gergin ve tetikte hissediyorsak kaygı bozukluğu yaşıyor olabiliriz. Aşırı kaygı durumlarında bedensel olarak da pek çok sinyal veririz. Örneğin; terleme, titreme, kalp atışında hızlanma, baş ağrısı, mide bulantısı vb. her bireyin kaygı duyduğu durumlar değişkenlik gösterir bu sebeple kaygının kaynağını bulmak ve baş edebilme stratejileri edinmek problemin çözümü için önemlidir. Etkili bir terapi süreci ile kaygı ile baş etmek mümkündür.

EMDR Nedir?

EMDR (Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme) Amerikalı psikolog Francine Shapiro tarafından keşfedilen bir psikoterapi tekniğidir. Anılarımız, zihnimizde onlarla ilgili düşünceler, görüntüler, duygular ve bedensel duyumlar şeklinde depolanır. Yaşadığımız her yeni olay veya her yeni öğrenme sürecinde yeni gelen bilgiler,  hafızamızda bulunan eski bilgilerle bağlantı kurar. Çok olumsuz ya da travmatik bir olay yaşandığında, beynin sağ yarım küresi daha aktive olur ve beynin sol yarım küresi neredeyse devre dışı kalır. Böylece beynin bilgi işleme süreci sekteye uğrar ve işleme yarıda kalır. Sonuç olarak, travmatik anının hafızanın diğer kısımlarında tutulan diğer bilgilerle bağlantısı kesilir. Sağlıklı bir bilgi işleme sürecinde, travmatik anının diğer anılarla zihinde bağlantılar kurarak uyumlu bir biçimde saklanması sağlanır. EMDR tekniği sayesinde göz hareketleriyle, seslerle ya da bedende yapılan küçük dokunuşlarla çift taraflı (beynin sağ ve sol tarafı) uyarım uygulanır. Bu uyarım sırasında danışan geçmiş anılarına ve anılarını tetikleyen bugün yaşadığı olaylara odaklanılır. Danışana acı veren, yaşamını olumsuz etkileyen, beyin tarafından sağlıklı işlemlenemeyen travmatik anı işlemlenir.

EMDR hangi problemlere iyi gelir?

Travmatik yaşam olayları (trafik kazası, fiziksel hastalık geçirme, savaş, patlama, cinsel tacize veya tecavüze maruz kalma vb.)

Anksiyete (kaygı) bozuklukları

Depresyon

Migren

Fibromiyalji

Psikolojik ağrılar (fiziksel sebebi olmayan)

Stres

Fobiler

Takıntılar

Özgüven problemi

Kişinin kendisini değersiz – sevgisiz – yetersiz hissetmesi  vb. durumlarda etkili bir terapi yöntemidir.

Ayrıca çocukluk çağında yaşanan dövülme, aşağılanma, aile geçimsizlikleri, hastalıklar, sevilen kişilerin kaybı, akran zorbalığı, ihmal, istismar vb. tecrübeler yaşamış kişiler için uygundur.

EMDR kaç seans uygulanmalı?

Danışanın problemine göre değişmekle birlikte ortalama  8-12 seans sürmektedir. Bazı durumlarda EMDR terapisine başlamak için danışanı hazırlamak gereklidir. Çünkü emdr da anılar üzerinde çalışılır ve anılar tetiklendiğinde danışanın günlük yaşamı olumsuz etkilenebilir. Danışanın durumuna göre danışan hazırlanır ve daha sonra EMDR sürecine başlanır.

EROT ERKEN OKUR YAZARLIK TESTİ

Okula başlamak çocukların yaşantısında önemli bir adımdır. Çocuklardan ilkokulla birlikte birçok yeni beceri kazanmaları beklenir. Bunlardan en önemlisi de okuma yazma becerisidir. Çocukların tüm yaşantıları için çok önemli olan okuma yazmayı öğrenmelerinde yaşadıkları güçlükler, okuma yazma için gerekli olan önkoşul becerilerinin kazandırılmasının önemini daha da artırmıştır. Okulöncesi dönemde okuma yazmaya hazırlık becerilerine ilişkin yapılan çalışmalar hem çocuğun okuma yazma başarısını olumlu etkilemekte hem de ilerleyen sınıflardaki akademik başarısına olumlu katkı sunmaktadır. Erken okuryazarlık, okulöncesinde okuma yazma için gerekli önkoşul becerilerinin tümünü kapsamaktadır.

EROT (Erken Okuryazarlık Testi), erken okuryazarlık becerileri açısından risk grubunda olan ve okul öncesinde bu becerilerin geliştirilmesinde desteğe gereksinim duyan çocukları belirlemek üzere hazırlanmış bir testtir.

EROT; anasınıfına devam eden çocukların erken okuryazarlık becerilerini yedi boyutta ölçmeyi hedefleyen geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır.

Bu boyutlar,

1. Alıcı Dilde Sözcük Bilgisi,

2. İfade Edici Dilde Sözcük Bilgisi,

3. İşlev Bilgisi, 4. Genel İsimlendirme,

5. Harf Bilgisi,

6. Ses bilgisel Farkındalık

7. Dinlediğini Anlama alanlarını içermektedir.

Gecikmeden çocuğunuzun değerlendirmesini yaptırın.

ÇOCUKLARDA CİNSEL KİMLİK KAZANIMI

“Oğlum tencerelerle oynuyor.” ,
“Kızım bebeklerle oynamayı sevmiyor, arabalarla oynuyor.”
“Cinsel kimliğini bilmiyor mu?”
“Eyvah ne olacak şimdi?”
Bunlar anne babaların okul öncesi dönemde aklını kurcalayan bazı sorular. Kız çocuklarının erkeklerle özdeşleştirilen oyuncaklarla oynamaları çok göze batmazken ve çoğu kez‘erkek Fatma’ şeklinde adlandırılırken, erkek çocukların bebeklerle, mutfak oyuncakları ile oynaması, aileler tarafından sorun olarak görülmektedir.
Çocuklar iki yaştan itibaren iki farklı cinsiyetin olduğunu kavrar ve üç yaş civarında da kendisinin hangi cinsiyetten olduğunu fark eder. Sosyal çevrenin de katkısı ile cinsiyetine özgü davranışları, toplumun kendi cinsiyetine biçtiği rolleri öğrenir. Bu öğrenme sürecinde anne babanın katkısı önem arz etmektedir. Erkek çocuklar baba ile kız çocuklar da anne ile özdeşim kurarak cinsiyetlerine özgü rollerini öğrenirler. Bu nedenle anne ve babanın doğru model olabilmeleri için bazı özelliklerinin olması gerekir. Silik, pasif, kendine güvensiz ya da abartılı bir erkeklik anlayışı içinde olan, kabadayı, aşırı sert özellikler gösteren bir baba erkek çocuğunun cinsel kimlik gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir. Aynı şekilde yumuşak ve sevecen olmayan kadınsı özellikler göstermeyen, sert, otoriter olan, erkeksi özellikler gösteren ya da çok silik ezilmiş bir anne kız çocuğuna uygun bir örnek olmayacaktır. Ayrıca anne ya da babanın yokluğu, uzun süre çocuktan uzak kalması ve bu süreçte çocuğun özdeşim kuracağı bir modelin olmaması da çocuğun bocalamasına neden olacaktır.
Kadının çalışma hayatına daha çok girmesi ve erkeğin evdeki işler ve çocuğun bakımı ile ilgili katkısının artması ile cinsel rollerin karıştığı yönünde bir algı oluşmaktadır. Unutulmamalıdır ki çocuk, cinsiyetine özgü toplumsal rolleri öğrenir. Erkeklerin yemek yapması ya da evi süpürmesi, kadının geç saatlere kadar çalışıyor olması sosyal yaşantı içerisinde kabul gören davranışlardır ve çocuk bu davranışları modeller. Cinsel kimliği açısından model alacağı özellikler; anne babanın kıyafetleri, aksesuarları, oturuşları, konuşmaları, davranışları ve ilgi alanlarının faklılığı olacaktır. Kız çocukların anneleri ile, erkek çocukların babaları ile kuracakları sağlıklı ilişki cinsel kimliklerini tamamlamalarını sağlayacaktır.
Çocuk bedenini ve cinsel kimliğini keşfettikçe bununla ilgili soruları olacaktır. Bu sorular nedeniyle ayıplanan, ceza alan çocuklar sorularının cevabını başka kaynaklardan bulmaya çalışacaktır. Bu durum çocuk için tehlike yaratır. Çocuğun merakının ve sorularının gelişimin doğal bir parçası olduğu bilinmeli ve sorularına seviyesine uygun cevaplar verilmelidir. Çocuğa seviyesinin altında açıklama yapmak ya da geçiştirmek onun için yeterli olmayacağından cevapları bulacağı başka kaynaklara yönelecektir. Aynı şekilde seviyesinin üzerinde açıklama yapmak da aklını karıştıracak ve gelişimini olumsuz etkileyecektir. Her dönemde, çocuğun cinsellikle ilgili sorularına yaşına uygun cevaplar vermek gelişimine katkı sağlayacak ve ilerde de cinsel kimliği sağlam ve mutlu bir birey olmasına yardımcı olacaktır.
Ebru Aksu MERİÇLİ

Çocuk Gelişim Uzmanı